Adaletsizlik Duygusu

Adalet, haksızlığa direnme yeteneğimizdir. Başkalarıyla aramızda fark olmadığını hissetme ihtiyacımızı gidermeye yarar. Güvenli bir dünyada yaşamamızı sağlayacak olan kurallar ve düzenlemeler, hak, hukuk, adalet kavramlarıyla günlük yaşama geçirilir.

Adil olmayı ya da olmamayı nasıl öğreniriz? Neden bazı insanlar daha vicdanlı,  şefkatli, hakkaniyeti gözeten davranışlar gösterebiliyor da bazılar neden acımasız, bencil ve çıkarcı?

Yaşama dair tüm becerilerin kaynağında, ilk deneyimler, ilk öğrenmeler yatar. Bize adil davranılıp davranılmadığına, çevremizde güvenilir insanların olup olmadığına bağlı olarak, adalete ilişkin ilk kararlarımızı alırız. Adalet duygusu, sevgi, saygı, sabır, ilişki gibi çeşitli yeteneklerin kullanımıyla bağlantılıdır. Küçük bir çocuk, henüz sabır yeteneği gelişmemiş olduğu için, kendinden daha küçük kardeşinin  daha önce doyurulup kendisinin beklemek zorunda kalmasını “haksızlık” gibi algılayabilir. Böylece ortada bir “adaletsizlik” varmış gibi olur.  Bu nedenle, adalet kavramının yerleşmesi için, sabır, paylaşma, hoşgörü gibi çeşitli yaşam becerilerinin geliştirilmesini de dikkate almak gerekir. Çocukların öğrenme davranışlarının temelinde taklit yatar. Nasıl davranacaklarını taklit ede ede öğrenir, sonra bazılarını terkeder, bazılarını da kullanmaya devam ederler. Bu noktada çocuklar faydacıdır, işlerine yarayan ne varsa, o davranışı sürdürürler. Diyebiliriz ki, yetişkinlerin onayını ve takdirini almak için yapmayacakları şey yoktur. Yani bir çocuğun adil olmasını belirleyen şey, adaletin takdir edilip edilmediği, adaletli davranışın örnek olarak ortaya konulup konulmadığıdır. Kısacası, adaletin temeli ailede atılır. Adil davranıldığını hisseden çocuklar güçlüklere katlanmayı kabullenir ama ailede eşitlik yoksa, her türlü imkana sahip olsalar da çocuklar mutsuz ve hırçın olurlar.

Bu çocuklar büyüdüklerinde de bazıları haksızlık ve adaletsizliği kader gibi kabullenir, bazıları da adaletsizliğe karşı mücadele eder. Kabullenmiş gibi görünen  insanlarda bile, adaletsizlik, öfke ve üzüntüye yol açar. Adaletsiz bir dünya, yaşamak istediğimiz bir dünya değildir. Adalet, her yaştan, cinsiyetten, sosyo-kültürel gruptan  ve siyasetten insanı bir araya getiren,  mücadeleye çağıran, birlik içinde davranmalarına yol açan bir kavramdır. Kim adaletsiz bir dünyayı savunur ki!

Ne yazık ki çok, hem de çok  adaletsiz bir dünyada yaşıyoruz. Adil bir insan olması için çocuklara nasıl küçük yaştan itibaren model olmak gerekiyorsa, toplumlara da ilk adaletsizlik belirtisi ortaya çıktığı andan itibaren önder olmak, model olmak gereklidir. Cılız itirazlarla, küserek, kızarak adaletsizlikle baş edilemeyeceği gün gibi ortadayken, bu düzeyde problem çözmeye çalışırsanız, sonrasında adaletsizlikle mücadele ettiğiniz konusunda inandırıcı olmak çoooook daha uzun bir çaba göstermek gerekecektir.

Olsun, hiç yoktan iyidir…

Özden Bilgin

%d blogcu bunu beğendi: